angel's profile• İnsanların mutluluklar...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    12 September

    BİR MASAL GİBİ

    Farz edin ki her sabah hesabınıza 86400 Amerikan Doları kredi veren bir bankanız var, ama bir günden diğerine hiç bakiye devretmiyor. Tutarı ne olursa olsun, kullanmadığınız bakiye miktarı her aksam iptal ediliyor. Böyle bir durumda ne yapardınız? Tabii ki son kuruşuna kadar çekerdiniz!!!! Aslında, hepimizin böyle bir bankası var. Adı ZAMAN...

         Her sabah ise, iyi şeylere yatırım yapmadığınız kısmini silip, hesabınıza zarar kaydediyor. Hiç devretmiyor. Kredi miktarından bir kuruş fazla kullandırmıyor. Hergün size yeni bir hesap açıyor. Herakşam günün bakiyesini yakıyor. Eğer günlük depozitolarınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir. Geriye dönüş yok. Yarından avans çekmek yok. Bugünü, bugünkü depozitonuzla yasamalısınız. Ona yatırım yapın ki, size sağlık, mutluluk ve basarî olarak geri dönsün. Zaman akıp gidiyor gününüzü gün etmeye bakin!

         BIR SENE' nin değerini anlayabilmek için sınıfta kalan bir öğrenciye sorun. BIR AY' in değerini anlayabilmek için, prematüre bir bebeği dünyaya getiren anneye sorun. BIR HAFTA' NiN değerini anlayabilmek için, haftalık derginin editörüne sorun. BIR DAKIKA' nin değerini anlayabilmek için, treni henüz kaçırmış bir kişiye sorun. BIR SANIYE' nin değerini anlayabilmek için, bir kazayı kil payı atlatmış bir kişiye sorun. BIR MILISANIYE' nin değerini anlayabilmek için, olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan kişiye sorun. Sahip olduğunuz her ani değerlendirin. Daha fazla değer verin, çünkü onu çok özel biriyle, zamanını harcamaya değecek kadar özel biriyle paylaştınız. Sunu unutmayın ki zaman hiç kimseyi beklemez.

         Dün artik mazi oldu. Yarın ise muamma. Bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır. Dostlar nadide mücevherlerdir, şüphesiz. Sizi güldürür, başarı için cesaretlendirirler. Size kulak verir, sizinle övgü sözlerini paylaşır ve her zaman kalplerini size açmaya hazırdırlar.

         Dostlarınıza ne kadar değer verdiğinizi gösterin..."

     

     
     

    İKİ GEZGİN MELEĞİN HİKAYESİ                                                                                Bazen susmak, söylenen bir sürü sözden çok daha fazlasını ifade eder. ( Montesquieu )
                                                                         

      
    İki Gezgin Melek, geceyi geçirmek için oldukça varlıklı bir ailenin evinin kapısını çalmışlar. Aile, pek kaba bir üslupla, meleklere yatacak yer olarak koca malikanenin konuk odalarından birini vermek yerine, soğuk bodrumundaki küçük bir köşeyi göstermiş. Melekler buz gibi odanın soğuk ve sert zemininde kendilerine yatacak bir yer hazırlamaya çalışırken, Yaşlı Melek duvarda bir delik görmüş ve kalkıp deliği onarmaya girişmiş. Genç Melek, Yaşlı Meleğe bu hareketinin nedenini sorunca, Yaşlı Melek hafifçe gülümsemiş:
    Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir...

    Sabah malikaneden ayrılan melekler, gece bastırınca bir kez daha kalacak yer bulmak umuduyla, bu defa çok fakir bir çiftçi ailesinin kapısını çalmışlar.
    Son derece misafirperver olan fakir karı koca, sofralarında ne var ne
    yoksa meleklerle paylaştıktan sonra, onlara rahatça uyumaları için kendi
    yataklarını vererek yanlarından ayrılmışlar.

    Sabah güneş doğduğunda,melekler zavallı karı kocayı gözyaşları içinde bulmuşlar: Yegane geçim kaynakları olan tek inek de tarlalarının ortasında cansız yatmaktaymış. Genç Melek bu sefer iyice öfkelenerek Yaşlı Meleğe isyan etmiş:
    Bunun olmasına nasıl izin verebildin ?! O varlıklı kaba adamın herşeyi
    vardı ama sen kalktın ona yine de yardım ettin. Bu iyi yürekli fakir ailenin
    ise o tek inekten başka hiçbir şeyleri yoktu;buna rağmen onu bile paylaşmaya gönüllü oldular. Ama sen o ineği de yitirmelerine izin verdin!?
    Bunun üzerine Yaşlı Melek, Genç Meleğe dönerek şu cevabı vermiş:

    Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir.
    O zengin malikanenin bodrumunda kaldıgımız gece, duvardaki deliğin
    dibinde külçe külçe altın saklı olduğunu farkettim. Malikanenin sahibi bu
    kadar açgözlü olduğu için ve kendisine verilmiş şans sayesinde edindiği
    zenginliğin bir parçasını bile paylaşmaya yanaşmadığı için, ben de o deliği öyle bir kapatıp mühürledim ki artık arayıp bulsa da açamaz.
    Ve devam etmiş:
    Sonra, dün gece biz çiftçi ailesinin yatağında uyurken, Ölüm Meleğinin o çiftçinin karısını almaya geldiğini gördüm. Ben de onun yerine Ölüm Meleğine ineği verdim. Yaşlı Melek, gülümseyerek bir kez daha eklemiş:
    Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir.
    Bazen, işler istediğimiz gibi sonuçlanmadığında, aslında bizim de başımıza gelen tam da budur işte. Eğer inanıyorsanız, yapmanız gereken şey sadece, her sonucun her zaman sizin lehinize olduğuna güvenmektir. Bunun böyle olduğunu, ancak belirli bir zaman sonra öğrenebilecek olsanız bile.

    Bazı insanlar, Hayatımıza girerler Ve çabucak çıkarlar..
    Bazıları ise, Dostumuz olur Ve bir süre orada kalırlar..
    Yüreklerimizde O güzel ayak izlerini bırakarak..
    Ve bu, İyi bir dost kazandığımız için,
    Bir daha asla Eskisi gibi olmayacağız demektir!
    Dün, tarih oldu.
    Yarın, bir gizemdir.
    Bugün ise bir armağan.
    Bu yüzden İngilizcede present,hem şu an hem de armağan anlamına gelir!
    Bence bu çok özel bir şey ..... her anı doyasıya yaşayın ve tadını çıkarmaya bakın ... Hayat, bir kostümlü prova değildir!
    Bil ki tam şu anda;
    birisi seni düşünüyor.
    birisi sana değer veriyor.
    birisi seni özlüyor.
    birisi seninle olmak istiyor.
    birisi senin başının belada olmadığını umuyor.
    birisi ona verdiğin destek için sana minnettar.
    birisi elini tutmak istiyor.
    Birisi senin adına herşeyin iyi sonuçlanmasını ümit ediyor.
    birisi senin mutlu olmanı istiyor.
    birisi senin onu bulmanı diliyor.
    birisi senin başarılarını kutluyor.
    birisi sana bir armağan vermek istiyor.
    birisi SENİN bir armağan olduğunu düşünüyor.
    birisi seni seviyor.
    birisi senin gücüne hayranlık duyuyor.
    birisi seni düşünüyor ve gülümsüyor.
    birisi üzerinde ağladığın omuzun kendi omzu olmasını istiyor.

     

     

     

     Gözlerin rengi, biçimi ne kadar farklı olursa olsun gözyaşlarının rengi aynıdır. ( AFRİKA ATASÖZÜ )


     

     
     
     
    Angut un Sadakat ı

    Herkesin haksız bir şekilde kullandığı bir ifadedir 'Angut'. Biri laftan anlamayınca, boş boş bakınca ya da aptallık edince hemen 'Angut musun?' der günümüzün insanı. Angut'un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir sürü insan var ülkemizde.

    Özelliği nedir bilir misiniz? Angut kuşunun eşi öldüğü zaman yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun başucunda bekler.

    İşte bu canlının yaptığı en büyük 'Angut'luk budur. Ayrıca bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen bir şey değildir. Dişi olsun erkek olsun bütün Angut kuşlarının çok ürkek bir hayvan olmasına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz.
    Angut un Sadakati
    Hani derler ya 'Angut gibi bakmasana' diye... Keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine. Bundan sonra bazılarına 'Angut' demeden önce bir kere daha düşünün. Bir 'Angut' bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde...
     
    • MUTLU OLDUĞUNUZ ZAMAN, SİZE BU BU MUTLULUĞU VEREN FAZİLETLERİ SONRADAN KAYBETMEYİNİZ! (A.MAUROİS)

     • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)  http://kilangell.spaces.live.com/ • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)
    Hani diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa... "Onu", şöyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa... 
    Yüreklilikle söylediğiniz... "Canım benim!.. dediğiniz... Telefonda bile saatlerce konustuğunuz, sıcacık biri... 
    Özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı? Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Cesur, sempatik, azimli, kararlı,.. 
    Arayan, soran, "Seni özlüyorum"diyen biri. Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz! 
    Anlayışla karşılar her şeyi... Hataları, günahları-sevapları her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla... bir arayış içinde olmanıza 
    gerek yoktur. O kendiliğinden çıka gelir zaten. Bir gün bir bakarsınız,karşınızda... Bir de bakmışsınız sımsıcak sohbetler, 
    derin konular, sırlar,paylaşımlar... Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı,geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi,
    sadece ona anlatır olursunuz. Kadın, erkek fark etmez. Bir dost bulun! Ama gerçek olsun. Aradığınızda işinizi değil,sizi soran... 
    Kötü gününüzde ev sahibi, iyigününüzde kiracınız olsun. Anlatsın, konuşsun, açık-seçik,korkmadan yaşasın.Güvensin! Cinsiyeti olmasın! 
    Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban,bir ceylan kadar narin olsun. Doğruları söylesin. Gözleriyle ve kalpten konuşsun. 
    Yaşasın! Doya doya yaşasın,doya doya yaşatsın. Beyninden değil, yüreğinden versin. "Olsun varsın!Paylaşırım." desin. 
    Bir dostunuz olsun. Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın... Dost olsun! Ama... Gerçek bir dost..
     
    EEEEE BİRAZDA TEKNOLOJİYE YATKINLIĞI BİLGİSİ  OLSA FENA MI OLUR :=)
     
     
     • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)  http://kilangell.spaces.live.com/ • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)
     
     
     
    >Dondurucu soğukta bir an önce evime varabilmek için hızla yürürken,
    >ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm.. Hemen aldım. Sahibini gösteren bir
    >kimlik vardır diyeacele acele açtım.. İçinde üç dolar ve sararıp kat
    >yerleri yıpranmış eski bir zarftan başka birşey yoktu...
    >Sol üst köşede yalnızca gönderenin adresi, alıcı adresi yerinde bir posta
    >kutusu numarası vardı. Bir ipucubulabilmek belki biraz da merakımı
    >giderebilmek için zarfı açtım ve içindeki mektubu okumaya başladım. Mektup,
    >sol yanı çiçek resmiyle süslenmiş bir kağıda, özenli bir el yazısıyla
    >yazılmıştı ve "Sevgili Michael" diye başlıyordu.. Ve "Annesi yasakladığı
    >için onu bir daha göremeyeceğini" anlatarak devam ediyor.. "Ama sakın
    >unutma, seni daimaseveceğim" diye bitiyor.. İmza.. Hannah!..
    >Elimde yalnızca, mektubu yazan kişiyle, mektubun yazıldığı kişinin birinci
    >adları vardı. Eve gider gitmez hemen telefon idaresini aradım.Görevli kisi,
    >kendisine bildirdiğim adreste yaşayanların telefon numarasını vermesinin
    >yasalara aykırı olduğunu söyledi. Fakat ısrarım karşısında: "Belki, size
    >yardımcı olabilirim" dedi. "Bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve
    >onlarKabul ederlerse, sizi görüştürebilirim lütfen bekleyin.." dedi. İki üç
    >dakika sonra görevlinin sesi geldi.. "Bağlıyorum efendim." Telefonda,
    >karşıdaki hanıma "Hannah diye birini tanıyıp, tanımadığını" sordum. "Bu
    >evi, 30 yıl evvel, Hannah diye kızları olan bir aileden aldık" dedi. "Peki
    >yeni adreslerini biliyor musunuz?.." "Hannah annesini bir huzurevine
    >yatıracaktı. Oradan takip ederseniz, belki adres bulursunuz.." deyip bana
    >huzurevinin adını verdi.. Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş.. Ama
    >kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki ordan bilirlermiş..
    >"Bunların hepsi aptalca aslında" dedim kendi kendime.. İçinde sadece 3
    >dolar ve 60 yıl önceyazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak
    >için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradım numarayı.. Bir kadın "Şimdi
    >Hannah'nın kendisi bir huzurevinde" dedi ve numarayı verdi. Hemen orayı
    >çevirdim.. Ses;"Evet, Hannah burda yaşıyor" dedi.. Saat ona geliyorduama
    >hemen yola çıktım, Hannah'yı görmek için.. Devasa bir binanın üçüncü
    >katında şirin bir oda.. Gümüş saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın..
    >Gözlerinin içi ışıl ışıl ama.. Anlattım olanları.. Cüzdanı ve mektubu
    >gösterip.. Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve "Genç adam" dedi,"Bu
    >mektup, Michael ile son kontağımdı.. Onu öyle seviyorum ki.. Sean Connery
    >gibi yakışıklıydı.. Hani şumeşhur aktör.. Ama ben 16 yaşındaydım.. Çok
    >küçüğüm diye annem kesinlikle izin vermedi.." Derin bir nefes daha..
    >"Michael Goldstein harika bir insandı. Eğer bulabilirseniz ona söyleyin
    >lütfen.. Onu hep düşündüm.. Hep.." Bir ufaksessizlik.. Bir derin nefes
    >daha.. "Ve onu hep sevdim.."İki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan
    >gözlerden.. "Ve hiç evlenmedim.. Michael gibi birisini bulamadım ki.."
    >Hannah'ya teşekkür edip odadan çıktım. Binadan çıkarken danışmada beni
    >karşılayan kız "Hannah Hanım yardımcı olabildi mi size" dedi.." Hiç değilse
    >bunun sahibinin soyadını öğrendim" dedim.. Cüzdanı elimde sallayarak.. O
    >sırada yanımda dikilip duran hademe bağırdı.. "Hey baksana.. Bu Bay
    >Michael'ın cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde görsem
    >tanırım.. Cüzdanını hep kaybederdi zaten.. Üç kere ben buldum,
    >koridorlarda.. "Michael sekizinci katta yaşıyordu.. Ok gibi fırladım tekrar
    >asansöre. Michael yatmamıştı. Okuma odasında kitap okuyordu. Hemşire beni
    >ve elimdeki cüzdanı gösterdi. Michael elini arka cebine attı, hızla.. Sonra
    >sevinçle "Evet bu benim cüzdanım" dedi. "Öğleden sonraki yürüyüş sırasında
    >kaybetmiş olmalıyım. Size teşekkür borçluyum.""Hiçbirşey borçlu değilsiniz"
    >dedim. "Ama özür dilerim.İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu
    >okudum." "Mektubu mu okudun?" "Sadece okumakla kalmadım.Hannah'yı da
    >buldum.." "Buldun mu? Nerde? İyi mi?Hala eskisi gibi güzel mi. Söyle,
    >lütfen söyle.." "Çok iyi.. Hem de harika" dedim, yavaşça.. "Bana onun
    >telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım."Elime sımsıkı sarıldı..
    >"O benim tek aşkımdı.. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu
    >mektup geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti." "Bay Goldstein"
    >dedim.. "Gelin benimle.." Asansörle üçüncü kata indik.. Odanın kapısı
    >açıktı. Hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu.. Hemşire ona
    >yaklaştı, omzuna dokundu.. "Hannah"dedi.. "Bu bay'ı tanıyor musun?"
    >Gözlüklerini ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden.."Michael" dedi,
    >Michael, kapıda, kısık sesle.. "Hannah.. Ben Michael.. Beni tanıdın mı?.."
    >"Michael" diye yutkundu Hannah. "İnanmıyorum..Bu sensin. Benim Michael'ım."
    >MichaelHannah'ya doğru yürüdü yavaşça. Sarıldılar. Hemşire yanıma
    >geldiğinde onun da gözleri yaşlıydı.."Gördün mü, bak?" dedim "Yaşamda,
    >yaşanması gereken herşey, er ya da geç, birgün kesinlikle yaşanacaktır."
    >***
    >Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar. Pazar günü bir nikah vardı..
    >Gelebilir miydim?Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael beni nikah
    >şahidi yaptılar üstelik. Hannah açık bej elbisesi içinde çok güzeldi..
    >Michael de lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı.. Bir nikah tanığı
    >olarak söylüyorum bu gözlemlerimi…
    >Aşklarını onsekiz yaşın heyecanı ve duygusuyla yaşayan 76 yaşındaki gelin
    >ile 79 yaşındaki damadın nikahında keşke siz de bulunsaydınız… Altmış yıl
    >önce bittiği sanılan bir aşk öyküsünün, altmış yıl sonra, kaldığıyerden
    >nasıl filizlendiğine siz de tanık olacaktınız...

    • İKİ ŞEYİN ELDEN GİTMEDEN DEĞERİNİ TAKDİR ETMEK ZORDUR; SAĞLIK VE GENÇLİK... (Hz. ALİ)

        • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)  http://kilangell.spaces.live.com/ • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)

    HAYAT

    Şerefle Bitirilmesi gereken en ağır görev "HAYATTIR" Bu nedenle;
    Bir lokma ekmek için şerefini ayaklar altına almaya,
    Bir anlık zevk için namusunu lekelemeye, Bir zamanlık mevkii için ayak öpmeye,
    Günlük menfaatin için faziletini karartmaya "DEĞMEZ"
    Ne çok fazla akıllı ol, ne de çok fazla çılgın.
    Ne kendini çok fazla beğen, ne de çok fazla çekingen ol.
    Ne çok fazla onurlu ol, ne de çok fazla mütevazi.
    Ne çok fazla konuş, ne de çok fazla suskun.
    Ne çok fazla sert ol, ne de çok fazla yumuşak.


    Eğer çok fazla akıllı olursan, insanlar senden çok fazla şey bekler.
    Eğer çok fazla çılgın olursan, her zaman aldatılırsın.
    Eğer çok fazla konuşursan, kimse sana aldırmaz.
    Eğer çok fazla susarsan kimse seni saymaz.
    Eğer çok sert olursan, kırılırsın.
    Eğer çok yumuşak olursan ezilirsin

     

     • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)  http://kilangell.spaces.live.com/ • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)

     

    İNSANOĞLU BİR GÜN VİRGÜLÜ KAYBETTİ...

    İnsanoğlu bir gün virgülü kaybetti: Söyledikleri birbirine karıştı.
    Noktayı kaybetti: Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları.
    Ünlem işaretini kaybetti bir gün de:Sevincini, öfkesini, bütün duygularını yitirdi.
    Soru işaretini kaybetti bir başka gün:Soru sormayı unuttu, herşeyi olduğu gibi kabul eder oldu.
    İki noktayı kaybetti bir başka gün: Hiçbir açıklama yapamadı.
    Hayatının sonuna geldiğinde elinde sadece tırnak işareti kalmıştı.
    "İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca..."

        • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)  http://kilangell.spaces.live.com/ • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)

     

    TAHTA ÇANAKLAR

    Evde yaşayan yaşlı dedenin elleri o kadar titriyordu ki yemek yerken sürekli üstüne başına döküyor, sofra örtüsünü kirletiyor, tabak çanak kırıyordu. Son zamanlarda sofrada bu tür kazalar artınca bundan rahatsız olan anne ve baba bir çözüm düşündüler; Dedeye tahta çanak, kaşık-çatal alındı.

    Artık dede yer sofrasında ayrı yiyor, hiç bir şey kırmıyor dökmüyordu. Böylece anne de daha az çamaşır yıkıyor, değerli tabaklar da kırılmamış oluyordu.
    Yaşlı dede tahta çanakla çorbasını içerken son derece mahçup bir şekilde etrafına bakıyordu. Evin küçük torunu dedesinin bu durumunu tam anlamamış da olsa uzaktan izliyordu.

    Bir gün anne ve babası dışarıdayken Hasan eline geçirdiği bir tahta parçasını oymaya başladı. Anne ve babası eve gelince ne yaptığını sorduklarında 'tahta çanak yapıyorum; siz yaşlanınca ben de size vereceğim' dedi.
    Anne ve baba bir süre sessizce birbirlerine baktı ve yaptıklarından utandılar, Babalarına kendi rahatları uğruna ne büyük bir utanç verdiklerini anladılar.

    Hikayenin sonu mu? Bir daha o evde ne ayrı sofra kuruldu ne de tahta çanak kullanıldı. Kalan ömürlerini birlik ve mutluluk içinde yaşadılar.

     


     • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)  http://kilangell.spaces.live.com/ • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)

     

    SİYAH İNCİM'e


    Hayatım bir okyanus gibiydi dibi görünmeyen.Ve ben her gün o derinliklere daldım hiç üşenmeden.Belki bir arayıştı,belki bir macera,belki de sadece zevk uğranaydı bütün dalışlarım.Her gün daha farklı atladım sulara,derinliklerde kayboldum.Her dalışım da yeni bir istiridye ile çıktım iskeleye.Hepsinin içinde farklı güzelliklerde bazısı büyük,bazısı küçük inci taneleri vardı bembeyaz.Kimi saklamaya değer,kimi atılmayı hak ediyordu.
    Bir gün soğuk bir hava’da atladım,serin sulara daldım.Etrafımda tek bir istiridye bile yoktu.Biraz daha daldım ve diplerde gözüme çarpan bir ışıltı fark ettim.Ama o kadar uzaktı ki,belki ulaşamam diyip kafamı başka istiridyelere çevirmeden,biraz daha daldım,daldım,daldım.Sonunda ulaştım o kadar güzel,eşsiz ve mükemmel görünüyordu ki,ne ölmek umurumdaydı,nede bıraktığım diğer istiridyeler.Beni korkutan sadece iki şey vardı,burada kalırsam tamamen sonsuz derinliklerde kaybolacaktım ve istediğim zaman da iskeleye çıkamayacaktım.Çıkarsam da elimdeki istiridye’ye yani SANA yaklaşmaya bir daha cesaret edemezdim.
    Senin yanında kalmalıydım dışın bu kadar güzelken ve beni deliye çevirmişken,içini görmeliydim.Varolan son gücümle kabuğunu açtım,artık hafızam kayboluyor,gözlerim kararıyordu.Seni görmekte zorlanıyordum,seni seçemiyordum çünkü sen siyahtın ve ben şaşkındım.Aslında dışın diğerlerinden farklıyken içinin aynı olmasını beklemek koca bir aptallıktı.Avuçlarımda duruyordun,büyülenmiştim,sadece sana bakabiliyordum.Hayatım boyunca yaptığım tüm atlamalar anlamını yitirmişti çoktan.Sanki neden daha önce karşıma çıkmamıştın?Neden bu kadar uzaktın bana?Sen benim varlığımdan bile habersizken ben içten içe seni arıyor,seni seviyordum.
    Artık hiçbir şey umurumda değildi.Çünkü ellerimde,gözümün önündeydin.Kafamı kaldırıp yukarı baktığımda çırpınmam gereken ve yarısında ölebileceğim uzun bir mesafe vardı ve seni burada bırakmak varken bu mesafe daha çok uzuyordu.Daha fazla düşünmeden,ben senin yanında ölmeyi seçtim.Belki seni alıp yukarıya çıkma ihtimalim vardı ama çıkamazdım.Ben zaten ölüyordum,senide öldüremezdim.Sen okyanusa aittin,ben nereye ait olduğumu bilmiyordum.Sen burada kalmalıydın,ben yanında can bulmalıydım, ölürken bile.Son dakikalarımdı artık.Hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti ama senden başka film karesi yoktu beynimde.Sanki hep yanımdaymışsın gibi.İşte film bitiyor son kez seyrederken mükemmelliğini SİYAH İNCİM ölüyordum.Aslında biliyordum ki, bu bir son değil ben seninle, bu sonsuzluklarda yeniden hayat buluyordum

     

     • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)  http://kilangell.spaces.live.com/ • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)  

     

    MUSALLA TAŞI

    Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı... Deniyordu ki; "arada bir, çok bunaldığınızda,hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün"... Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım…Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum...Ama " kendi ölümümüzü ve cenazemizi " düşünmemiz tavsiye ediliyordu.. Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an... Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim...Diyordu ki; " bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı terk ettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız... Özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın..O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün...Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini hissedin...kavrulsun yüreğiniz. Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayın...Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde un tüm ruhunuz...kendinizi...Orada, o musalla taşında düşünün seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini...Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin...Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi kapatıp aynen düşünmeye başladım...Eşimi, oğlumu, annemi, babamı, kardeşlerimi ve diğer tüm çevremi oturttum tek tek kendi cenaze törenimdeki yerlerine...Birer birer yerleştirdim tabutumun çevresine hepsini...Hayatımda çok nadir bu kadar canım yanmıştı...Görüyordum işte "babaaaa..." diye ağlayan biricik oğlumu...Eşim kucağında "ağlayan emanetimle" ayakta durmaya çalışıyordu per perişan... Koca çınar babacığım, duruşuylabelli belirsiz dualar okuyordu,o gözümden hala gitmeyen vakur ...Annem, ciğerinden bir parça canlı canlı koparılmış gibi hem içine hem dışına akıtıyordu gözyaşlarını... Kardeşlerim, akrabalarım "çok erken gitti, doyamadı oğluna.." diyordu acıyan ses tonlarıyla... Ve dostlarım... Onlar da şaşkındı... Bazısı "daha dün birlikteydik, nasıl olur.." diyordu...Bunları seyredip onlara "hayır .."ölmedim, burdayım demek istedim hayal olduğunu unutup...Sonra anladım yazarın ne demek istediğini daha devamını okumadan kitabın...Farkındalık önemli bir kavramdır psikolojide... Belki de hiç aklımıza gelmeyen ve gelmeyecek bir farkındalığı göstermek istemişti yazar...Kitabı okumaya ne gücüm kalmıştı, ne de isteğim...Almam gereken dersi ve mesajı almıştım...Şimdi ne kitabın adını ne de yazarı hatırlamıyorum...Şu an bunları yazarken bile çok kötü oldum...Bu olayda tek farkındalık da yok üstelik...Biraz kendime geldikten sonra devam ettim hayatımın en zor hayaline...Sırada çevremdekilerin ölümümün akabinde neler söyleyecekleri vardı..Usulen ve nezaketen söylenenlerin dışında..Onlarda bıraktığım izleri, yaşananları ve yaşanamayanları elden geçirerek ben konuşturacaktım hayalimde... İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait olarak...Yaşarken neler yazmıştım, ölümümle neler okuyacaktım...Gerçek duygularıydı ulaşmaya çalıştığım, ölüm acısının etkisiyle girilen duygusal mod değildi, deşifre etmem gereken metin...Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu...Özleyecekti, yokluğumu hissedecekti..Ağlayacaktı aklına geldikçe..Belki ölümün ne anlama geldiğini hissedecek yaşa gelinceye kadar sıradan bir üzüntünün ötesine geçmeyecekti duyguları...Ama hayal bu ya, 18-20 yaşına getirdim 2 saniyede oğlumu.."hayal - meyal hatırlıyorum be baba seni...Keşke şimdi yaşıyor olsaydın da erkek erkeğe sohbet etseydik seninle... Bak mezuniyet törenimde de babasızdım...Askere giderken kimin elini öpeceğim senin yerine...Diyecek canı yanarak bir köşede...Sevgili eşim... Benim muhteşem hatunum... Nasıl dayanır bensizliğe?...O ki, benim için her şeyini feda edip koşmuştu bana..Hayatının tek adamı şimdi toprak olacaktı...Bir daha " Seni seviyorum " diyemeyecekti...Bir daha hevesle açamayacaktı çalan kapıyı...Ve her gelen gece bensizliğini haykıracaktı yüzüne.. Her sabah da bensiz başlayacaktı koca gün...Tek cümlesi takıldı o an içime; " Oyunbozanlık yaptın be böceğim, hani beraber ölecektik ?..." Babam-annem,o bugüne kadar evlat olarak mutlu edecek hiçbir şey yapamamanın acısıylakahrolduğum güzel insanlar..Helaldi şüphesiz hakları...Bilerek hiç kırmamıştım onları...Üzerine titredikleri evlatları onlardan önce göçmüştü işte önlerinde ve dualarına muhtaçtım....Kaç anne ve babanın çekebileceği bir acıydı ki evladının cenazesinde bulunmak...Herhalde insanın uzun yaşadığına üzüldüğü nadir anlardan olsa gerek...Diğerlerine geçmiyorum... Bu yazıyı şu an yazıp sizlerle paylaştığıma göre "diğerlerine" artık sizler de dahilsiniz..Düşünün, bir gün bir mail ulaşıyor mail-boxınıza "ölmüş“ diye... Sizler kimbilir neler düşünür ve yazardınız...Eşim şu an yanımda ağlıyor, sanki gerçekmiş gibi...Oysa ki yazarın amacı "Yaşamanın ve hala nefes alıyor almanın kıymetini" göstermekti... Benim de öyle...Lafı çok uzattım farkındayım..Ama dediğimiz çözümü zor süreç 2 satırla özetlenemeyecek kadar girintili çıkıntılı..Ben o gün kurduğum o hayalle,canımın tüm yanmasına rağmen YENİDEN DOĞDUM...Bilgisayar diliyle "format attım hayatıma"...Sahip olduklarımın farkına vardım ve hala nefes alıyor olduğum için şükrettim..Gözlerimi açtığım anda o kötü ve acı sahne bitmiş, oyun perde demişti...Peki ya hayal değil de, gerçek olsaydı ve perde bir daha açılmamak üzere kapansaydı...İşte bu final bu yazıyı buraya kadar okumanıza değmiş olmalı...Belki gerildiniz, kötü oldunuz ama devamını getirirseniz buna değer bence..Ben bu akşam melankoliğim ve biraz abartmış olabilirim...Hani sanatçı ve şairiz ya ondandır belki...Bence bu yazıyı sadece okuyarak bırakmayın... LÜTFEN ARADA BİR,BURADAN ALDIKLARINIZI TARTIN,DÜŞÜNÜN VE HAYATINIZI GÖZDEN GEÇİRİN...Ölümün kime ve ne zaman geleceğini Yüce Allah' tan başka bilen yok...İşte bu yüzden hazır yaşıyorken ve nefes alıyorken yapabileceklerinizi yapın, ertelemeyin..Bilerek - bilmeyerek kırdığınız kalpleri tamir edin...Sizi sevenlere ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırın...Ve en önemlisi;VERDİĞİ-VERMEDİĞİ, ALDIĞI-ALMADIĞI HERŞEY İÇİN, TEKRAR TEKRAR ŞÜKREDİN YÜCELER YÜCESİ YARADAN'A……CAN DÜNDAR

     

     • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)  http://kilangell.spaces.live.com/ • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)

     

     

    ASLINDA HEPİMİZ 4 EŞLİYİZ

    Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın dört eşi varmış.
    Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, herşeyin en güzelini, en iyisini ona verirmiş.
    Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır,üzerine titrermiş.
    Kral ikinci eşini de severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş.
    Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral bu eşini hiç sevmez ve onunla hiç ilgilenmezmiş.
    Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yalnız kalmaktan çok korktuğu için, eşlerinden hangisinin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş.
    En çok sevdiği dördüncü eşine,
    - "Ölüm yolculuğğunda bana eşlik etmek ister misin?" diye sorduğunda, aldığı yanıt kalbine bir bıçak gibi saplanan, kısa ve net,
    - "Mümkün değil!" olmuş.
    - "Hayatım boyunca seni sevdim, sen benimle birlikte ölmeyi kabul eder misin?" sorusunu üçüncü eşi,
    - "Hayır, hayat çok güzel. Sen ölünce ben yeniden evleneceğim." diye yanıtlamış ve kral bir kez daha yıkılmış.
    - "Her sorunumda, her zaman yanımda olan, bana yardım eden sendin. Bu sorunumda da bana yardımcı olur musun?" sorusuna karşı, ikinci eşinden,
    - "Bu sorunun için bir şey yapamam. Olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder, güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım." karşılığını almış.
    Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral birinci eşinin sesiyle irkilmiş:
    - "Nereye gidersen git, seninle olurum, seni takip ederim."
    - "Ah!" diye inlemiş kral;
    - "Keşke bir şansım daha olsaydı..."

    _____

    ASLINDA YAŞAMDA HEPİMİZ DÖRT EŞLİYİZ...

    Dördüncü eşimiz :"VÜCUDUMUZ !!!"
    Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım, öldüğümüzde bizi terk edecektir.

    Üçüncü eşimiz :"SAHİP OLDUĞUMUZ SERVET ve STATÜMÜZ !!! "
    Ölür ölmez başkalarına yar olacaktır.

    İkinci eşimiz :"AİLE ve DOSTLARIMIZ !!!"
    Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey, bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır.

    Ve birinci eşimiz :"RUHUMUZ !!!"
     

     • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)  http://kilangell.spaces.live.com/ • NANKÖR İNSAN, HER ŞEYİN FİYATINI BİLEN FAKAT HİÇ BİR ŞEYİN DEĞERİNİ BİLMEYEN İNSANDIR... (OSCAR WİLDE)  

     

    Koskoca bir bahçede demetler içinde bir papatya. Aşık olmuş, yanmış, tutuşmuş ak sakallı bahçıvana... Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından  Onunla, sadece onunla Saatlerce ilgilenmesini. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş... Sadece ona değsin makası,sadece ona gülsün dudakları. Kıskanıyormuş bahçıvanı kırmızı güllerden, sarı lalelerden, mor menekşelerden. Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını... Bir gün,Aşkı öyle büyümüş ki, papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş. Eğilivermiş boynu.toprağa bakıyormuş artık. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş ayaklarını görüyormuş. Buna da şükür diyormus. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek. Zaman akıp gidiyormuş. Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.  Ne var sanki boynumu kaldırsa bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş.Yanıp tutuşuyormuş... Ve işte bir gün… Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış. İncecik bedenini ellerinin arasına almış. Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş. Bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı. Hâlâ göremiyormuş onu, Ama bedeni kurtulmuş. Uzun bir müddet sonra, bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye. Gelen giden yokmuş... Kahrından ölecekmiş papatya. Ama işte bir sabah hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış. Derin bir oh çekmiş. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş. Birden,  kendisine doğru gelen iki ayak görmüş. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş. Başka birisiymiş. Adamın elinde bir de makas varmış. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru ne güzel açmışsın sen öyle demiş. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış.  Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış... Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini, O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış. Bir de o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş, Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini. O, her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş. Belki, ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş, Ama onu aslında hep sevmiş. Papatya anlamış artık. Sevgi; emek istermiş... Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini, teşekkür etmiş ona içinden. Son yaprağı da kuruduğunda, biliyormuş artık.  Gerçek sevginin, söylemeden, yaşamadan ve asla kavuşmadan var olabileceğini .....

     

       


    Gizem 
Gözlerde saklıdır tüm hayaller, beklentiler, 
Sözlerde saklıdır acılar, hüzünler, 
Yüreklerde saklıdır en içten sevi´ler, 

Saklıdır herşey sende ve bende... 
Gözlerde gizlidir en derin bakışlar, 
Sözlerde gizlidir en acı vuruşlar, 
Yüreklerde gizlidir söylenmemiş sevdalar, 
Gizlidir herşey sende ve bende...







    HER SEVEN ADSIZ BİR KAHRAMANDIR VE İNSAN SEVEBİLDİĞİKADAR İNSANDIR...


     Gidiyorum.
Elde olmayan sebeplerle
Bu yüzden;
Bir kez daha... usulcacık
dokunmak istedim
sıcacık yüreklerinize.

kefeni yırtarsa ruhum
ve................ nasipse
yeniden görüşmek üzere

Huzurunuzdan çekiliyorum
İzninizle.
Gidiyorum.
Elde olmayan sebeplerle
Bu yüzden;
Bir kez daha... usulcacık
dokunmak istedim
sıcacık yüreklerinize.

kefeni yırtarsa ruhum
ve................ nasipse
yeniden görüşmek üzere

Huzurunuzdan çekiliyorum
İzninizle.
Gidiyorum.
Elde olmayan sebeplerle
Bu yüzden;
Bir kez daha... usulcacık
dokunmak istedim
sıcacık yüreklerinize.

kefeni yırtarsa ruhum
ve................ nasipse
yeniden görüşmek üzere

Huzurunuzdan çekiliyorum
İzninizle.
Gidiyorum.
Elde olmayan sebeplerle
Bu yüzden;
Bir kez daha... usulcacık
dokunmak istedim
sıcacık yüreklerinize.

kefeni yırtarsa ruhum
ve................ nasipse
yeniden görüşmek üzere

Huzurunuzdan çekiliyorum
İzninizle.
Gidiyorum.
Elde olmayan sebeplerle
Bu yüzden;
Bir kez daha... usulcacık
dokunmak istedim
sıcacık yüreklerinize.

kefeni yırtarsa ruhum
ve................ nasipse
yeniden görüşmek üzere

Huzurunuzdan çekiliyorum
İzninizle.

    Comments

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    Trackbacks

    The trackback URL for this entry is:
    http://kilangell.spaces.live.com/blog/cns!3D791B1FB0389348!1266.trak
    Weblogs that reference this entry
    • None